25 Ağustos 2014 Pazartesi

CHLOE EAU DE PARFUM


SERENDIPITY

Her sabah asansör önünde karşılaştığınız bir kız var hani. 6. Katta inen. Çok güzel diye anlattığın. Asansörde yoksa tekrar aşağı inmeyi bile aklından geçirdiğin.

Omuzlarına gelen saçlarını bir kere bile özenilmiş görmedin. Dağınık hep. Gerçi dağınık olan sadece saçları. Bunun dışında her şeyi ölçülüp biçilmiş ona göre yerine koyulmuş gibi. Kıyafetlerindeki tuhaf düzen bir taraftan korkutuyor, nasıl böyle bir uyum içinde olur diye. Bir taraftan da sanki öylesine giyinmiş de kızın kendi büyüsünden öyle muntazam duruyor gömleği, pantolonu, ceketi.

Gerçi bunlar senin anlattıkların değil. Bir erkeğin dağınık saçlar ve kıyafetleri değerlendirmesi buna benzemez çoğu zaman. Bunlar kadın gözüyle kızın tarifi. Sen diyorsun ki "sade bir kız" ben diyorum ki "detaycı ama belli etmiyor. Çabasız görünmenin kitabını yazar."

Sen diyorsun ki "her gün topuklu giyiyor ama kısa topuklu böyle." Ben derim ki "kitten heel giyiyor. Babaanne ayakkabısı derler ama kıza yakışıyor gerçekten."
Sen dersin ki "renksiz giyiniyor. Acaba sıkıcı biri midir?"  Ben derim ki "nude ve pastel tonlardan başka bir şey giymiyor. Üzerinde patlayan hiçbir detay görmedim. Az çoktur diye düşünenlerden belli ki."

Sonra parfümünü konuşuyoruz.

Sen diyorsun ki; “Güllerden oluşmuş bir bulutun içinde yürüyor sanki. Bebek pudrası da karışmış desem...Yok... Pudra da kokuyor aslında... Bilmiyorum. Onu başka bir kokuyla hayal bile edemiyorum. Eğer asansörün yanına benden önce gelmişse alıyorum kokusunu ve gülümsüyorum, gelmiş diyorum. 
Hanımefendi kokusu mu küçük kız kokusu mu ayırt etmek güç. Hem genç bir havası var, hem de sanki çocukluğumdan bir şey anımsatıyor. Dur dur buldum, annemin dikiş dikerken kumaşları çizmek için kullandığı sabunun kokusunu alıyorum sanırım. Her neyse güzel kokuyor işte.”

Ben diyorum ki; “Chloe kokuyor!”